acımak1
- 1
nesnesiz, fiil► acılaşmak
“Bütün rafları, dolapları aradım: Biraz mercimek, nohut, fasulye, yarım paket makarna, bir paketin içinde iki üç kaşık yemeklik yağ (acımıştı), yarım paket kibrit, bir kavanoza yakın şeker ve tuzluğun içinde nemlenmiş tuz kalmıştı.” — Oğuz Atay
- 2
Acılı, ağrılı olmak
“Sahip’in canı şimdi daha çok acımaktadır.” — İsmet Emre
- 3
-e, mecaz, fiilMerhamet etmek
“Yarını ne olacak dünyamızın / Biz yaşımızı başımızı aldık / Allah çocuklarımıza acısın” — Cahit Sıtkı Tarancı
- 4
-e, mecaz, fiilBaşkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek
“Bütün şehir halkı Koca Ali gibi mahir bir ustanın kolu kesileceğine acıdı.” — Ömer Seyfettin