bozuk1
- 1
sıfatBozulmuş olan; muhtel
“Daracık ve bozuk kaldırımlardan çamurlu sular akıyordu.” — Tarık Buğra
- 2
Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ)
“Ağzındaki birkaç bozuk dişten şüphe ettim.” — Reşat Nuri Güntekin
- 3
isim► bozuk para
“Hiç olmazsa birkaç kuruş bozuk ver!” — Memduh Şevket Esendal
- 4
mecazGergin, huzursuz bir biçimde olan
“Bozgun sırasında Ankara'da meclisin havası pek bozuktu.” — Falih Rıfkı Atay
- 5
mecazSıkıntılı bir biçimde olan; şizoit
“Süleyman’ı odada yüzü o kadar bozuk ve korkunç buldu ki birdenbire, ‘Ne oldu Süleyman?’ diye haykırdı.” — Halide Edip Adıvar