bulanık1
- 1
sıfatBulanmış olan, duru olmayan
“Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı.” — Falih Rıfkı Atay
- 2
Kapalı, puslu olan (hava)
- 3
Açık seçik görünmeyen, net olmayan
“Bulanık görüntü.”
- 4
Donuk, anlamsız, fersiz olan (bakış)
“Dimdik oturuyor, bulanık ve ıslak gözlerle ona bakıyordu.” — Peyami Safa
- 5
mecazNiteliği tam anlaşılmayan; bulutlu
“İzmir-Bursa yolculuğundan dönüşümde ben böyle bulanık bir politika havası içinde bulmuştum.” — Yakup Kadri Karaosmanoğlu
- 6
zarfBulanmış, duru olmayan bir biçimde
“Bir musluğu açtığınız zaman bile su, evvela bulanık gelir.” — Necip Fazıl Kısakürek