Köken: Farsça cilve
- 1
isimHoşa gitmek, ilgi çekmek için takınılan çekici, edalı davranış; işve
“Romantik devirlerde bu nevi cilvelere aşk mâni olurdu, şimdi de kültür.” — Peyami Safa
- 2
mecazHoş ve latif bir şekilde görünme ortaya çıkma
- 3
mecazGöz alıcı hareketlilik
“Ressamın bu renk ve ışık cilvesi altındaki ana nesneyi bütün gerçeği ile kavraması her zaman kolay bir iş değildir.” — Bedri Rahmi Eyüboğlu
- 4
Bir olayın veya durumun bir kişiyi şaşırtan ve beklenmedik yanı
“Feleğin cilvesi çoktur, alın yazısını bozmaya çare yoktur.” — Reşat Ekrem Koçu
- 5
► tecelli
“Yalnız ve yalnız Allah’ın cilvesi bu!..” — Necip Fazıl Kısakürek