dokunmak1
- 1
-e, fiilNesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak; yordamlamak, temas etmek
“Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk.” — Ahmet Haşim
- 2
Birbirine veya bir şeye hafifçe değmek; ilmek (III)
- 3
El sürmek, el sürüp arıştırmak
“Bu kâğıtlara kimse dokunmasın.”
- 4
nesnesiz, fiilAlıp kullanmak, el sürmek
“Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu.” — Nezihe Araz
- 5
nesnesiz, fiilSağlığını bozmak, rahatsızlanmasına sebep olmak, yaramamak
“Bu yemek bana dokunur. Bu hava dokundu.”
- 6
İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek
“Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum.” — Reşat Nuri Güntekin
- 7
► değinmek
“Eğitim konusuna dokunan bir yazı.”
- 8
Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak
- 9
mecazTedirgin etmek, rahatsız etmek; batmak