durulmak1
- 1
nesnesiz, fiilDuru duruma gelmek
“Akmayan su, kımıldanmayan, olduğu yerde bir çukurun içinde pıhtılaşan, ağırlaşan durgun ve durulmuş su ölümü hatırlatır bana.” — Nâzım Hikmet
- 2
Gürültü, kımıldanış, karışıklık, yağış, yel vb. dinmek
“Dışarıda nemli bir rüzgâr esiyordu, dalgalar durulmamış, yalnız biraz ağırlaşmıştı.” — Azra Erhat
- 3
mecaz► sakinleşmek
“Hüdai ile olan anlaşmazlıklar durulacak gibi değildi.” — Ayşe Kulin