Köken: Farsça ḫudā + Arapça -į + nābit · Telaffuz: hüda:yi:na:bit
- 1
sıfat, eskimiş, bitki bilimiKendiliğinden yetişen (bitki)
“Millî ruh ne gökten zembille iner, ne hüdayinabit gibi yerden biter, ne de durup dururken oluşur; olaylarla yoğrulup gün ışığına çıkar.” — Mehmet Niyazi Özdemir
- 2
mecazBaşıboş büyümüş (kimse)
- 3
mecazEğitim görmemiş, kendi kendini yetiştirmiş olan (kimse)
“Bunlardan biri yahut hepsi, böyle hüdayinabit artistleri birdenbire coşturur.” — Faruk Nafiz Çamlıbel
- 4
Yaradılıştan gelen, kendiliğinden olan, hiçbir yerden destek almayan