Köken: Farsça kenār
- 1
isimBir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını; yaka, cidar, lep
“O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi.” — Orhan Veli Kanık
- 2
Bir şeyi çevreleyen çizgi
- 3
Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri
“Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade.”
- 4
Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer
“Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar.” — Memduh Şevket Esendal
- 5
► yan
- 6
matematikBir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri
“Bir üçgenin kenarları.”