Köken: Farsça pārçe
- 1
isimBir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey; pare
“Yolun bu parçası bozuk.”
- 2
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm; lime, şerha
“Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır.” — Haldun Taner
- 3
Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri; uzuv, modül
“On parçadan yapılmış bir oda takımı.”
- 4
► tane
“Üç parça elbiselik kumaş.”
- 5
► pasaj
“Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım.” — Reşat Nuri Güntekin
- 6
müzikMüzik eseri
- 7
► nesne
“Bu defaki gidişimizde, eşyamızın arasında taç gibi değerli bir parça da vardı.” — Ayla Kutlu
- 8
mecazKüçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz
“Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun” — Kemalettin Kamu
- 9
argoGüzel, alımlı kız veya kadın