Köken: Arapça seyr + Türkçe etmek · Telaffuz: se'yretmek
- 1
nesnesiz, fiilBir şeyin durumunu, oluşumunu gözlemek, bakmak
- 2
-i, fiilBir olaya karışmadan bakmak
“Rabia biraz şaşkın, salapuryada arkadaş olduğu çocuklu tazenin kocasıyla buluşmasını seyrediyordu.” — Halide Edip Adıvar
- 3
Eğlenmek, görmek, öğrenmek vb. için bakmak, izlemek
“Ben, çok güzel bir şey seyrediyorsam tiyatroda, daha ne kadar sürecek piyes diye aklıma getirmem.” — Nâzım Hikmet
- 4
Taşıt, ilerlemek, yol almak
“İnsanlar, seyreden araçlara aldırmadan karşıdan karşıya sorumsuzca geçiyorlardı.” — Osman Aysu
- 5
Hastalık vb. sürmek, devam etmek
“Gözlerini yumdu ve kendini ağır aksak seyreden bir rüyanın içinde buldu.”