- 1
-i, fiilElde bulundurmak, ele almak
“Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu.” — Ömer Seyfettin
- 2
Ele geçirmek, yakalamak
“Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı.” — Ömer Seyfettin
- 3
► avlamak
“Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz.” — Refik Halit Karay
- 4
Yanında bulundurmak, alıkoymak
“Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!”
- 5
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
“Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir.” — Sait Faik Abasıyanık
- 6
► kaplamak
- 7
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
“Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları.” — Sait Faik Abasıyanık
- 8
Denetimi ve yetkisi altına almak
- 9
Desteklemek, birinden yana çıkmak
- 10
Benimsemek, beğenmek
“Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır.” — Tarık Buğra
- 11
Gereğini yapmak, yerine getirmek
“Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti.”
- 12
Uygun gelmek, çelişmez olmak
“Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu.” — Reşat Nuri Güntekin
- 13
Kapatmak, sarmak
- 14
Hizmetine almak veya kiralamak
“Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim.” — Peyami Safa
- 15
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
“Yapıyı geniş tuttu.”
- 16
Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
“Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak.” — Memduh Şevket Esendal
- 17
Ulaşmak, varmak
- 18
Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
“Aldığım şeyler bin lira tuttu.”
- 19
Bir yere uğramak
“Vapur İzmir'i tutmayacakmış.”
- 20
Herhangi bir durumda bulundurmak
“Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor.” — Haldun Taner
- 21
Varsaymak, farz etmek
“Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti.” — Memduh Şevket Esendal
- 22
-e, -i, fiilAlacağa veya vereceğe saymak
“On bin lirayı borcunuza tuttum.”
- 23
-e, -i, fiilBir yere yaklaştırmak
“Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar.” — Abdülhak Şinasi Hisar
- 24
Bir aleti kullanabilmek
“Ustura tutmak.”
- 25
► bağlamak
“Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.” — Bekir Sıtkı Erdoğan
- 26
nesnesiz, fiilBeklenen sonucu vermek
“Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez.” — Şevket Rado
- 27
nesnesiz, fiilİş görebilmek
“Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona.” — Tarık Buğra
- 28
nesnesiz, fiilSürmek, zaman almak
“Bu iş iki saat tuttu.”
- 29
nesnesiz, fiilYapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
“Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu.”
- 30
Bir şeyi kullanması için uzatmak
“Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır.” — Tarık Buğra
- 31
► sunmak
“Konuklara şeker tutmak.”
- 32
İşgal etmek
- 33
Takip etmek, izlemek
“Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız.” — Refik Halit Karay
- 34
Bırakmamak
“Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu.” — Peyami Safa
- 35
Sarmak, bürümek
“Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!” — Halk türküsü
- 36
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
“Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş.” — Peyami Safa
- 37
Bir kimsenin yerini almak
“Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam.” — Yakup Kadri Karaosmanoğlu
- 38
Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
- 39
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
“Kapıyı açık tutmayın.”
- 40
Bir yerde kalmasını sağlamak
- 41
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
“Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim.” — Cahit Uçuk
- 42
Biriktirmek, tasarruf etmek
“Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene.” — Memduh Şevket Esendal
- 43
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
- 44
...-dan başlamak
“Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi.” — Falih Rıfkı Atay
- 45
Bir şeyi belleğe yerleştirmek
“Herkes aklından bir sayı tutsun.”
- 46
sporBazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
tutmak ne demek?
fiil·46 anlam·6 harf·tut·mak
“Tutmak” Türkçede fiil olarak kullanılan bir kelimedir. Sözlükte 46 anlamı bulunur. En yaygın anlamı şudur: “Elde bulundurmak, ele almak”. 6 harf ve 2 heceden (tut-mak) oluşur. Kelimeyle ilgili 5 deyim ve atasözü vardır.