Köken: Arapça ʿulvī · Telaffuz: ulvi:
- 1
sıfat, eskimiş► yüce
“O günden beri ceviz, bana ulvi bir şeyin timsali gibi görünüyor.” — Memduh Şevket Esendal
- 2
Eşsiz, benzersiz özellikler taşıyan
“Doktor Hikmet, o vakit tabiatın bu ulvi manzarası karşısında sarsılarak biraz hakikate gelir gibi oldu.” — Yakup Kadri Karaosmanoğlu
- 3
► semavi
- 4
Manevi ve ruhani âlemle ilgili
“Haydi, madde, et, kemik silinsin; fakat fikir, hiçbir bıçağın kesemediği o ulvi mevcut, nasıl gider, nasıl kalmaz, gelmiş ve olmuşken, gelmemiş ve olmamışa dönebilir?..” — Necip Fazıl Kısakürek