Köken: Arapça ẓuhūrāt · Telaffuz: zuhu:ra:tı
- 1
isim, eskimişGerçekleşeceği düşünülmeyen, hesapta olmayan, umulmadık, olağan dışı olgular
“Meğer böyle zuhurat zamanlarında trafik arabaları ancak vilayet yolları dâhilinde gezermiş.” — İhsan Sabri Çağlayangil
- 2
mecazKarşılık beklemeden yapılan yardım
“Cahit Sıtkı, Şükran Lokantası’nın sahibi ile aydan aya hesap görmek üzere anlaşmıştı; bu yüzden, zuhurat bekleyen parasız arkadaşları buyur etmezdi masasına.” — Melih Cevdet Anday