Köken: Farsça tāze · Telaffuz: ta:ze
- 1
sıfatBozulmamış, bayatlamamış olan
“Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum.” — Yusuf Ziya Ortaç
- 2
Dinç, yıpranmamış, yorulmamış
“Yüzü taze, taravetli ve güzeldi.” — Memduh Şevket Esendal
- 3
Kuru olmayan; kuru karşıtı
“Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu.” — Memduh Şevket Esendal
- 4
► körpe
- 5
mecazYeni, zamanı geçmemiş
“Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü.” — Halikarnas Balıkçısı
- 6
isim, mecazGenç kadın
“Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor.” — Ömer Seyfettin